kadir's profilekadirliPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    May 31

    Konuşulan konu matematiğin güzelliği

     

    Alıntı

    matematiğin güzelliği
    1 x 8 + 1 = 9

    12 x 8 + 2 = 98

    123 x 8 + 3 = 987

    1234 x 8 + 4 = 9876

    12345 x 8 + 5 = 98765

    123456 x 8 + 6 = 987654

    1234567 x 8 + 7 = 9876543

    12345678 x 8 + 8 = 98765432

    123456789 x 8 + 9 = 987654321



    1 x 9 + 2 = 11

    12 x 9 + 3 = 111

    123 x 9 + 4 = 1111

    1234 x 9 + 5 = 11111

    12345 x 9 + 6 = 111111

    123456 x 9 + 7 = 1111111

    1234567 x 9 + 8 = 11111111

    12345678 x 9 + 9 = 111111111

    123456789 x 9 +10= 1111111111



    9 x 9 + 7 = 88

    98 x 9 + 6 = 888

    987 x 9 + 5 = 8888

    9876 x 9 + 4 = 88888

    98765 x 9 + 3 = 888888

    987654 x 9 + 2 = 8888888

    9876543 x 9 + 1 = 88888888

    98765432 x 9 + 0 = 888888888


    DİKKAT!
    Aşağıda verilen İngilizce orijinal cümlelerin altında yaklaşık manaları verilmistir


    Brilliant, isn't it ?
    Hayranlık uyandırıcı, değil mi?

    And look at this symmetry:
    ve şu simetriye bir bak!



    1 x 1 = 1

    11 x 11 = 121

    111 x 111 = 12321

    1111 x 1111 = 1234 321

    11111 x 11111 = 123454321

    111111 x 111111 = 12345654321

    1111111 x 1111111 = 1234567654321

    11111111 x 11111111 = 123456787654321

    111111111 x 111111111=12345678987654321





    Şimdi, buna da bir bak ...


    101%

    From a strictly mathematical viewpoint:
    Matematiğin değişmez bakış açısından


    What Equals 100%? What does it mean to give MORE than 100% ?
    % 100 neye eşittir? % 100'den fazla ne verir?


    Ever wonder about those people who say they are giving more than 100% ?
    Hiç hayatında % 100'ün üzerinde verdiğini söyleyen insan var mı?

    We have all been in situations where someone wants you to GIVE OVER 100%.
    % 100'ün üzerinde kazanma durumunda olabiliriz


    How about ACHIEVING 101% ?
    % 101 nasıl kazanılır?


    What equals 100% in life ?
    Hayatın % 100'ü neye eşittir?


    Here's a little mathematical formula that might help answer these questions:
    Bu soruların cevabına yardımcı olan küçük bir matematik formülü buradadır.

    If : Eğer

    A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W X Y Z

    Is represented as :
    Her harfi bir sayı ile gösterirsek
    1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26.

    If :

    H-A-R-D-W-O-R- K
    Sıkı çalışma
    8+1+18+4+23+15+18+11 = 98%

    And:

    K-N-O-W-L-E-D-G-E
    Bilgi

    11+14+15+23+12+5+4+7+5 = 96 %



    But : fakat

    A-T-T-I-T-U-D-E
    düşünce, fikir
    1+20+20+9+20+21+4+5 = 100 %

    THEN, look how far the love of God will take you:
    Madem öyle, Allah aşkı sana ne veriyor bak

    L-O-V-E-O-F-G-O-D
    Allah aşkı
    12+15+22+5+15+6+7+15+4 = 101 %




    Therefore, one can conclude with mathematical certainty that:
    Bu nedenle matematiksel kesinlikle şu çözüme ulaşılır ki:

    While Hard Work and Knowledge will get you close, and Attitude will get you there, It's the Love of God that will put you over the top

    Sıkı çalışma ve bilgi sizi cimriliğe ulaştırır, akıl da sizi oraya getirirken, Allah aşkı sizi onların üzerine koyar.
    April 18

    Konuşulan konu İS']['A)\(ßUL

    1beyaz gülDSC00160 

    Alıntı

    İS']['A)\(ßUL
    ORTAKÖY CAMİİ   SÜLEYMANİYE DE AKŞAM  SULTANAHMET CAMİİ
     
     

    Canım İstanbul                                 Bahar sarhoşluğu

    Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;                    İlk sevgilinin gülüşüne benzer                                                              Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.                  Bir Nisan havası değil mi esen?  
    İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;             Zincirlere, kelepçelere inat,
    O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.              Kanatlarımı açmak zamanıdır;
    Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;                Allaha ısmarladık kaldırımlar.
    Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.                     
    Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,                Giyenler düşünsün dar elbiseyi,                                                            
    Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.                     Ölçülü sözü, hesaplı adımı
                                                             Ben kurtuldum kafeste kuş olmaktan;
    İstanbul benim canim;                                    Saltanat sürer gibi uçuyorum,
    Vatanim da vatanim...                                    Erik ağacı gelin olduğu gün.
    İstanbul,                                               
    İstanbul...                                              
    Hayranım bu şehrin bacalarına
                                                                                                İrili ufaklı hep bir ağızdan.
    Tarihin gözleri var, surlarda delik;                                               Nasıl derinden bu gökyüzüne doğru
    Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...                                        Bir türkü söylüyorlar öyle sessiz!
    Bulutta saha kalkmış Fatih'ten kalma kir at;                                  Dumanın daim olsun güzel baca!
    Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...                                
    Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;                                      Yuvası saçakta kalan kırlangıç,
    Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare?                                        Yavrusu dallara emanet serçe,
    Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet;                              Derken camiler üstünde güvercin
    Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet...                                     Minareler katından geçiyorum
                                                                                                Gökyüzü mahallesi İstanbul’un
    O manayı bul da bul!                                                                  
    İlle İstanbul’da bul!                                                                   Süt beyaz bir martıyım açıklarda
    İstanbul,                                                                                Gemilere ben yol gösteriyorum,
                                                                                                Buğday ve ilaç yüklü gemilere
    İstanbul...                                                                              Bir kanat vuruşta bulutlardayım; 
                                                                                                Bir süzülüşte vatanım dalgalar!
    Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;                                 
    Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.                                                           Cahit Sıtkı Tarancı
    Oynak sular yalının alt katına misafir;
    Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
    Her aksam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
    Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
    Bir ses, bilemem tambur gibi mi, uda gibi mi?
    Cumbalı odalarda inletir katibi mi...

    Kadını keskin bıçak,
    Taze kan gibi sıcak.
    İstanbul,
    İstanbul...

    Yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler!
    Yedi renk, yedi sesten şayisiz belirişler...
    Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
    Adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu.
    Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
    Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
    Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
    Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

    Gecesi sümbül kokan
    Türkçe’si bülbül kokan,
    İstanbul,
    İstanbul...

     

    Necip Fazıl Kısakürek

     

     

     

     

                

    April 16

    Konuşulan konu sen bilmesende

     

    Alıntı

    sen bilmesende
    Aglayamıyorum

    Gittigin günden beri, gözyaslarım bana küskün
    Yüregime cezam, içime hapsettim damlaları
    Suskun haykırıslar
    Görünmez acılar.....






    Biliyor musun?
    Varlıgın ile yoklugun arasında bir fark göremiyorum şimdilerde
    Varlıgında da hic olmadın ki!
    Özür dilerim!
    Vardın varolmasına da,
    Bende olmadın ki hic!





    Her nefesimde içime cektim, seni
    Ben ’beni feda ettim sana
    Şimdi yokum!
    Sensin sebep, yokluguma
    Sözlerin, yüregime cezam
    Gözlerin kalbimin anahtarı
    Bir sana ait, bir sana dayanıksız.....






    Kaybettim sendeki beni
    Vazgectim kendimden
    Yüregine, yüregimle gönderdim hayallerimi
    Avuclarına bıraktım, umutlarımı
    Yüregimden sen sorumlusun!
    Bende varolan, sende yasayan yüregimden
    Seni secti O
    Cezam olsan ne farkeder?
    Benim secimim degilmisin ki.....?






    Kaybettim bugün kendimi…
    Hükümsüzdür
    Sonu yok bunun, boşluklardan boşluk begendim
    Vazgectim bugün herseyden, halsiz şu kalbim
    Kan revan içinde hep kanamaz denen yerlerim

    Hem suçsuz hem güçsüz hem halsiz.

    Bu kez anladım
    Hüzünlerden bozma,
    Mutluluklar yaşıyorum.....!
    April 11

    na hoş

     DSC00160slami62jm9

    Konuşulan konu Konuşulan konu Ya Allah,Bismillah,Allah'u Ekber

     

    Alıntı

    Konuşulan konu Ya Allah,Bismillah,Allah'u Ekber

     

    Alıntı

    Ya Allah,Bismillah,Allah'u Ekber
    Ya Allah,Bismillah,Allah'u Ekber
    Ev sahibi: A is for Allah
    Tarih ve saat: 27 Ocak 2008 Pazar saat 19:30
    Konum adı: ahiret
    Bu olayı Windows Live'da göster
       

    Konuşulan konu SEN VE SON

    Fugitive - PRvCBe+MvDm1rNzS3gAnMTCUakE=Fugitive - Q1Zpmd2vRhcHB2ELnLrRQUQHjEs=Fugitive - tPCV8XMoILyQ3vpiTxWr62VLIQI=Fugitive - tszLc5Z0xmmdQw2F4HIS7wMybP68=herlmsonkuyudur5xu 

    Alıntı

    SEN VE SON

    Unutmak ne dipsiz bir şeydir ki, unutanlara unuttuklarını bile unutturur.
    Unutulmak ne acı şeydir ki, unutulanın unutuluşuna ağlayışını kimse hatırlamaz.
    ‘Nisyan’dan unutuluştan çıkarıldık her birimiz.
    Yüzümüz gün yüzüne değeli, tenimiz güneşe erişeli beri unutulmaktan alındık, unutmaktan sakındık.
    Hatırı sayılır olduk.
    Ne var ki, unutmak yaşamak kadar elimizin altında ve unutulmak ölüm kadar yanı başımızda.
    Ölüm bizi geldiğimiz yere, ‘nisyan’a götürüyor tekrar.
    Ölüm unutuşlara gömüyor yüzümüzü; tenimizi tanıdıklarımıza yabancı kılıyor.
    Yaşarken ölümü anmıyoruz o yüzden.
    Yaşarken ölümle aramıza sahte uzaklıklar koyuyoruz.
    Unutulmak korkusu bu…
    Galiba en çok unutulacağımızı unutuyoruz.
    Ve herkesin unuttuğu anlarda, “hatırlanmaya değer olmadığımız zamanlarda hatırımızı tek sayanın Yaratıcımız olduğunu unutuyoruz.
    Sen ki hiç unutmadın ve hiç unutmazsın bizi, bize senin zikrini unutturma Rabbim.
    Hatırla ki toprak ayağının altından çekiliyor.
    Ellerin son defa dokunuyor güle ve güne.
    Gözlerinin karası son kareyi alıyor ışıktan ve karanlığa hazırlanıyorsun.
    Göz kapaklarının kapanışı seni bir dağın ardına götürecek.
    Unutmaya ve unutulmaya hazırlanıyorsun.
    Varlığın incecik dudaklarda kuru bir söze dönüşecek.
    O dudaklardan insan sıcağını tadamayacaksın mesela.
    Hatıran bir taştan ve bir hüzün renkli topraktan ibaret kalacak.
    Kahkahalar seni yalnız bırakacak.
    Mutluluklar seni hesaba katmadan tamam olacak.
    Sana arkalarını dönecekler.
    Dönüp yüzüne bakmayacaklar.
    Senin kokun uzakları kokusu olacak.
    Tenin toprağın soğuğunu tadacak.
    Ve gelecek ÖLÜM;
    Gözleri gözlerin olacak.
    Hatırla ki yarınki gün seni taze bir toprak yığınının altında bulacak.
    Bir gün saatinin akrebi senin uzanamadığın zamanlara doğru dönecek.
    Sen olmayacaksın…
    Kolunda ki saat sensiz zamanları tırmanıyor olacak.
    Sulamayı unuttuğun çiçeğin bile senden sonra solacak.
    Yüzüne gün ışığı vurmayacak.
    Hayatının ebedi rengini dar ve sessiz bir boşlukta bulacaksın.
    Ya küle dönecek ya GÜLE DÖNÜŞECEKSİN.
    Yarınsız ve sonsuz bir günün yanağında incecik bir gamze olup kristalleşeceksin.
    Yüzün solacak
    Ellerin hiçbir yere varmayacak
    Parmakların hiçbir şeyi göstermeyecek
    Ve ayaklarının altında hep boşluk kalacak
    Unutma ki şimdi toprak ayağının altından çekiliyor.
    Yürüdükçe ince bir hesap çizgisine çekiliyorsun.
    Unutma ki elinle ölüme dokunuyorsun
    Elinle ölümü dokuyorsun
    Hatırla ki gözlerin ölüme bakıyor
    Gözlerin bir cesedi alacakaranlığa taşıyor
    Hatırla o zamanı ki sen boz topraklar altında derin unutuşlarda eriyorsun
    En son kaleminin karanlık izi kalıyor soğuk sayfalarda
    Ve sözlerin kırık dökük hatıralara dönüşüyor
    Solgun bir gül gibi elden ele dudaktan dudağa taşınıyor
    Hatırla…
    Hatırla ki sen sözleri genç kalpleri taze aşklara taşıyan ölü bir şairsin.
    Hatırla ki sen masum ve sonsuz bakışlı gözlerin kapı aralarında beklediği bir babasın.
    “Baba!” çığlıklarını yetiştiremiyor sana oğlun.
    Elinin sıcağı özlenen sevgilisin sen.
    Hatırla…
    Hatırla ki bir mezar taşında iki rakam arasında çizilmiş eğreti bir çizgiye indirgenmişsin.
    Mezar taşın unutuldu ve hatta mezar taşın bile seni unuttu diyelim
    Ve hep başkaları var dışarıda
    Hep yabancılar geziyor yıkık mezar taşları arasında
    Kimsenin tanıdığı değilsin artık
    Kimsenin özlediği değilsin
    Kimsenin beklediği değilsin
    Kimsenin ardı sıra gözyaşı döktüğü değilsin
    Kimsenin ölüsü de değilsin
    Tıpkı şimdi olduğu gibi
    Oysa sen ve sonun ne kadar da uzak görünüyordunuz birbirinize
    Ey Rabbim senden bir teşehhüt miktarı ömür
    Bir LA İLAHE İLLALLAH miktarı ölüm istiyorum senden.
    LA İLAHE İLLALLAH……     
                                                                                                                                                                                             

    SENAİ DEMİRCİ
    Kalpten Kalbe Dualar

    Konuşulan konu KAHRAMAN TAZEOĞLU - ARAZ

     

    Alıntı

    KAHRAMAN TAZEOĞLU - ARAZ

        

    "Yalnızım çünkü sen varsın"

    "gel" desen gelirdim
    gittiğin uzakta bendim
    dağ gibi bir ihanetten düştüm
    bu kendime son gelişim

    ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
    kendimi suçüstü yakalıyorum
    ve kentsizliğimin isimsizliğini
    Araz'a uyak düşüyorum
    gözlerime senden düşler sürüyorum
    ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
    bana en büyük tehdit yine ben oluyorum

    sonra bir durağa yaslanıyorum
    sonra bir kente
    ve sen gidiyorsun
    ben kanıyorum
    diyorlar ki; kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun.
    oysa "gel" desen gelirdim biliyorsun

    yorgun Haliç'e biraz inat
    biraz ihanet bırakıyorum
    ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
    aklıma düşüyorsun
    düşüyorum
    düşünce
    üşüyorum

    azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
    ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
    yalanlarımla bir hiçlikteyim
    beni içinden kaç

    bu kentte her yağmur kendini ağlar
    aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
    ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
    nerde kimi üşüyorsun
    artık kendini yakan bir ateşim
    kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
    şimdi boş duraklara yaslanıyorum
    boş kentlere
    oysa "gel" desen gelecektim

    gün düşlerime dönüşlerimde
    bakışın içiyor beni gözlerimden
    gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
    uzaklığına uzanıyorum
    sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
    ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
    yıkılıyorum şarkılara
    "kimseler biliyor"
    yalnızlık dostumdu
    şimdi korkum oluyor
    oysa "gel" desen gelecektim

    artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
    güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
    göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
    kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
    göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
    düş satıcısı ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
    uysal yalnızlıklar satın alıyorum
    gülüşümle ödeyerek
    ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
    yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
    cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
    kirli sözlerimi temize çekme
    oysa "gel" desen gelecektim

    gözlerim ihanete ihbar taşıyor
    kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına
    sözü namluna sürmelisin şimdi
    en yaralı yanımdan vurmalısın beni
    çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır

    avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
    ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
    susuşuna kan döküyor gözlerim
    sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
    oysa bilmelisin Araz'ım
    kimsenin içi görünmez
    ve hiç bulamadıklarını
    asla yitiremezsin

    bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
    söylenecek bütün sözler

    her sabah akşam oluyorsun
    alnından ellerine damlıyorsun
    yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
    içine dert oluyorsun kentin
    dışına yağmur
    yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
    duvarların kan öksürüyor
    ve sen
    başkalarının gözlerini
    yüzümde aramamayı öğreniyorsun

    beni bir durağa yaslıyorsun
    beni bir kente
    gidiyorsun
    oysa "gel" desen gelecektim

    susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
    en susmakta neydi öyle
    sen en dinlerken
    biliyorum Araz'ım
    insan kendini bulmamalı, hep aramalı
    gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
    gece cinnetlerimi de alıp yanıma

    denize bakmayı bilmeyenler
    bir gün mutlaka boğulur
    işte bundandır gözlerinden kaçışlarım

    siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı

    ben şimdi gurbetim
    içimde taşıyorum
    heba olsa da senlerce yılım
    oysa "gel" desen gelecektim

    ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
    ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
    şairler ölüdür derler
    inanmıyorum


    en karanlık ceketimi giyiyordum
    ışığa kördüm çünkü
    şimdi ise güneşe ilerliyorum
    dirilmek için

    kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
    gecenin kör gözünden utanıyorum
    hadi bana en militan kelimelerle saldır
    batır içime cümlelerini
    beyhude bir dehşet bırak
    hak ediyorum

    gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
    can kaybından ölüyorum
    cenazemde namaz kılacağım
    zan altındayım
    yalanıma inanıyorum

    yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
    kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
    kinim kendime
    susuşum sana
    küsüşüm tüm dünyaya

    üstü kalsın ihanetimin
    "gel" desen gelecektim

    yine bir tren geçiyor içimden
    sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
    saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
    görmüyorum söylemiyorsun kırılıyorum
    hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
    sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
    süsle beni ey aşk
    geçtiğin yerleri öpüyorum

    yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
    dişlerindeki nikotin tadı terkimde
    sirenler ve ateş hatları içip
    sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
    ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
    yasadışıyım
    tutukla beni gözlerimden

    kalemim bitti yitirdi şiirini şuur
    öldü kanımdaki mürekkep balığı
    solumdaki sise intihar etti intiharlar
    bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
    yaşamak için geç bir zaman
    ölmek için ise erken

    çok davullu bir senfoni sürçüyor
    dikiş tutmaz ayrılığımda
    kirpiğinden yapılma bir darağacına
    geceyi asıyorum
    yoksun
    bu yağmurlar ıslatmıyor beni
    bir durağa yaslanıyorum sensiz
    gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
    "gel" desen gelecektim oysa

    kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
    şimdi herkes biraz sen biraz acı
    göğsümde bir vagon
    gizli sözler batıyor
    fırtınalar çıkıyor üstüme

    şakağımda
    intihar acemisi bir şairin
    delilik provaları
    arkandan uluyan kapılardan
    söküyorum kokunu
    yokluğunu kokluyorum
    yokluğunu yokluyorum

    çöz gözlerimi senden hadi
    ücranda yak bakışımı
    gözlerine bekçi sevdam
    dünden ve senden kalmayım

    içine her düşen
    kendi keşfi sanıyor seni
    oysa sen
    melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
    ve kendini acıtmak istiyorsun
    ama güller kendine batamaz
    bilmiyor musun
    "gel" mi diyorsun

    herkes kendi gördüğüne bakar
    peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz
    kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
    hadi en kanadığımız yerden susalım
    "gel" desen gelirdim
    "git" dedin ve gittin

    Aşka...
    Rüzgara...
    Ayrılığa...
    Zamana...

    eyvallah...

    KAHRAMAN TAZEOĞLU

    Laz Kızı : Şu şiirin sonunda "eyvallah" deyişi var ya bitiriyo beni, bir insan bu kadar mı güzel "eyvallah" der...